Sokakla Konuştum

 

Ellerim cebimde atmışım kendimi sokağa, haberim yok. Yağmur damlaların ılık tebessümleriyle geldim kendime. Bayağı da yürümüşüm. Bedenimin sokakta yürüyüşüne inat, ruhum buruşuk ve kaygan beynimin arka sokaklarında kaybolmuş. Yağmur hoşuma gidiyor; hızlanmıyorum, kaçmıyorum. Kendimi yağmurun ışıkta parıldayan titrek harelerine bırakasım var. Ah bir hızlansa...

Düşünüyordum bir şeyler derin derin. Akıntıya kapılmış da kürek çeksen de fayda etmez gibi,  rüzgar da uçmuş da tutunacak dal bulamıyor gibi, karanlık da kaybolmuş da yönünü bulamıyor gibi.

Kulaklık da kulağımdaymış, haberim yok. Pek çok şarkı dinlemişim ama duymamışım. Caddedeki araba farlarının gözümü kamaştırmasıyla geldim kendime. Karşıdan karşıya geçmeye çalışıyormuşum. Ben ağır ağır sokakta yürüyüp yağmurda ıslanırken kendimden habersiz ruhum çamurdan bulanık nehirlerde boğuluyor, dipsiz kuyulara düşüyor, tekin olmayan sokaklardan geçiyormuş meğer. Haberim yok. Olmasın da. hoşuma gidiyor; hızlanmıyorum, kaçmıyorum. Kendimi yağmurla gelen ılık esintilere bırakasım var. Saçlarım dağılıyor, savruluyor. Ah bir hızlansa yağmur...

Ne düşündüğümü hatırlayamayacak kadar derine inmişim ve ne düşündüğümü hatırlayamayacak kadar aniden çıktım su yüzüne, vurgun yemiş gibiyim. Dengemi bulamıyorum, duyamıyorum. İçten içe can yakıcı bir çınlama beliriyor ara ara. Hava açlığı aslında asıl başımı döndüren. O kadar beter.

Sokakla konuştuk biraz. Gece tüm kurşunî ağırlığıyla çökmüş üzerine. Sokak yağmurdan ıslanmış nemli teniyle nasıl merhametli. Soğuk havalarda çay içmek gibi, nisan yağmuru gibi, kavrulan dudaklara bir damla su gibi, taşlaşmış kalplere katre katre giren sevgi gibi, anne kucağı gibi, baba şefkati gibi, affetmek gibi, unutmak gibi... Bense bencil tilkilerin beynimde kol gezmesine, ayak seslerine tahammül etmek mecburiyetindeyim kurşun soğukluğunda gecenin. Kan gövdeyi götürüyor iç dünyamın gizli nehirlerinde ve bir o kadar sakin sokağın söylediği şarkılar. Yol yine bürünmüş zift karasına, ben yine gri.

Yara yara gidiyorum karanlığı. Sabah topladığım güneşler seriliyor bir bir eteklerimden yere, tutuyorum düşüp kırılmasınlar diye. Sonra yıldızları, ayları topluyorum ceplerime hüzme hüzme.  Sokak tüm merhametiyle kucak açıyor ama karanlık. Karanlığı severim, ama bu gece değil.

Yağmur azalıyor. O kadar zevk vermiyor ellerim ceplerimde, kulaklıklar kulağımda gezmek artık. Dönüyorum esintiyi bırakmak istemeyerek. Yolumu kaybetmeyeyim diye arkamda bıraktığım dalgınlıkları üzerinden atlaya atlaya geçiyorum düşüncelerimden karşı kıyıya.  

Deşe deşe gidiyorum sessizliği. Dinlediğim tüm şarkıları mırıldanıyorum sokağa aldırmadan, dudaklarımı kimseden sakınmadan. Sözcükler dökülüyor caddeye peşimden, kırılıyorlar birer birer. Kırılsınlar. Sonra üzgün  şarkıları bırakıyorum arkamda, sesi açıyorum biraz daha. Nefes alışımı, iç sesimi bile duyamıyorum artık. Sessizliği severim, ama bu gece değil.

Hayal gücünün azizliğine gece su içmeye korkan bir çocuk gibi bütün ışıkları yakarak geçiyorum odama. Saçlarımı kurutmuyorum bile. Uyursam geçer belki, güneş doğunca daha iyi olur diyorum. Önceden yıldızlar yeterdi, sevemiyorum yıldızları da öyle eskisi gibi. Kehkeşanlar birikiyor kirpiklerime, ağlamıyorum ama.

Sokağın öğrettiği şarkıları söylüyorum defalarca, art arda. Söyleyeyim, ne  fark eder ki zihnim susmadıkça. Sonra ceplerimi seriyorum odaya, bütün ışık içerisi. Ne fark eder ki; güneş batınca, ışığı kapatınca karanlık yine aynı karanlık.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !