Size Geldim

Size geldim işte yine Hüma Hanım. Öyle bir zaman geliyor ki, kendimi yanınızda buluyorum. Siz benim 50 yıl önce doğmuş suretimsiniz. Siz benim aynada kendi gözlerimde göremediklerim, söyleyeni olmayan sözlerim, boğazıma düğümlenmiş hıçkırıklarımsınız. Siz benim sığınacak limanım değil, dindiremediğim çalkantılı denizlerimsiniz. Bütün griliğinize rağmen içimde zor tuttuğum coşkulu renklerimsiniz.

Size geldim işte yine Hüma Hanım. Dindiremiyorum şu huzursuzluğumu. Yüreğim dayanamıyor bu kadar kararmalarıma. Çırpınıyor. Uçup gitmek istiyor, göğsümü delmek, kaçıp gitmek. Yakıyor canımı, kızgın bir demir basılmış gibi. Okunmaya korkulacak kadar acıklı bir şiir gibi, iç sesim. Zihnimde 'iç' makineleri dolaşıyor sanki. Sürekli bir tadilat hali kafamın içinde. Bir şeyleri mi onarıyorlar? Ne olmuştu ki?/ Bir şeyleri mi yıkıyorlar? Ellemeyin arka bahçelerimi!

Size geldim Hüma Hanım. Hani çiçekli bir tepsiniz vardı. Eski fincan takımınız ve kasvetli salonunuz. Huzur bulmaya geldim. Titrek ellerinizle, her geçen gün öne doğru eğen kamburunuzla, solmuş gözlerinizle dertleşmeye geldim. Diyordunuz ya: 'uçurumun ucuna geldiysen, anla ki: kanatlanıp uçmak zamanıdır'. Sahi öyle midir Hüma Hanım? Sizin bu sararmış evinizde her şey mümkün görünüyor gerçi. Maviler dalgalanıyor; lacivert oluyor, deniz oluyor. Gül kuruları canlanıyor, tomurcuk veriyor. Arka odalarınızda kuş sesleri. Kendini uçurumlara bırakmayı mümkün kılıyor. Önünde oturup çay içtiğimiz eski pencereniz ruhumuzun derinliklerine açılıyor. İnanmak istiyorum içimde hala cümleler biriktirebildiğime, bakarken pencerenizden müşfik gözlerle ben. Çiçekli tepsinizdeki bülbülleri yeni fark ediyorum. Nasıl görmemişim daha önce, yoksa unutmuş muydum? İkisi de birbirinden korkunç ihtimaller. Tepsideki dallara konmuş bülbülleri incelerken orada buluyorum kendimi. Çiçeklerin arasından geçiyorum, toprak ama taşsız bir patikadan. Ayaklarım çıplak, yüreğim çıplak. Yol git gide daralıyor, taşlanıyor, batmaya başlıyor çakıllar ayağıma. Etrafta hiç mavilik yokken anlıyorum bir şeylerin ters gittiğini. Sesiniz nerede Hüma Hanım? Çekin çıkarın bu karartıdan beni. Size geldim.

Sahi mümkün müdür uçmak, tam bir uçurumun kıyısında, düşmeye beş kala? İnanmak istiyorum lacivertin maviye dönüşeceği, yıldızların çekilip güneşin doğacağı göklere. Belki bir gün gözlerimizi açtığımızda bambaşka bir bahar gelmiş olur, evlerin pencerelerinden sarkar mor salkımlar, kuşlar yuva yapar gizliden balkon köşelerine. Sabah güneşinin yumuşak turuncusu yıkarken yüzümüzü biz uzanmış olabiliriz uçsuz çimlere. Ya da akşamüstü olabilir güneş battıktan hemen sonra. Şehir ışıklarının kirliliğinden uzak bir yerde bağdaş kurmuş alacakaranlığı izliyor olabiliriz ve hemen önümüzden yeşil bir ateş böceği geçebilir. Siz hiç ateş böceği gördünüz mü Hüma Hanım? Ben bir kez gördüm ve kalan ömrümün bir köşesinde onu yeniden görme umutları yeşertiyorum.

Size geldim Hüma Hanım. Çünkü inanmak istiyorum, bir sabah çay içtiğimiz pencerenin önüne bir kuş konacak ve en güzel sevda sözlerini söyleyecek diye. Mor salkımların sarktığı bir pencerede ötüşen bir kuş uygun mudur? Uygun. Uğur böceklerine inanmak istiyorum, inanmadıkça göremezmiş insanlar. Uğur böceklerini görmek istiyorum, tüm benekleriyle. Bahar gelsin, içimdeki çamurlu nehirler kavuşsun istiyorum berrak sulara. Kanatlanıp uçmak istiyorum. Mümkün müdür? 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !