Nisan Yağmuru...

“Rivayete göre incinin ve yılanın zehrini oluşturmasına yararmış nisan yağmuru.”

31 Mart’ın ilk saatleri… Nisan var yakınlarda. Her yerde nisan yağmuru kokuyor. Ağaçlar çiçeklerine gebe. Tereddütsüz en sevdiğimdir bahar. Kokusuyla, sesiyle, tadıyla… Peki, nereden çıktı bu acıklı şarkılara yakışacak arabesk tadında hüzün? Tam da kışın is kokan artık kirlenmiş beyaz örtüsünü atıyorken üzerimden. Hâlbuki hep mutlu olurdum ben, vakitlerden nisansa eğer.

Sonra hiç olmadığım kadar cesur olasım geliyor bu aralar. Hiç olmadığım kadar kendimden emin bazen. Hiç kurmadığım cümleler sapır sapır dökülmek istiyor dudaklardan pervasızca, umarsızca ama cesur. Zor tutuyorum kalbimi, hızla çarpmasın diye. Bahar gribi gibi hazırlıksız yakalandım bu yeni halime. Tekin olmayan suların üzerinden atlayasım geliyor. Nisan yağmuru gibi her daim yağmaya hazır vurdumduymazlığımda kendime hayret ediyorum. Böyle olur zaten, vakitlerden nisansa eğer.

Hiç olmadığım kadar ürkeğim aslında bu nisan. Tam ağzımdan çıkacakken kendi kendimi tutsak ediyorum üç deniz ötesi sevdalara. Hâlbuki sokağın ucu deniz. Hiç olmadığı kadar korkak dilimin ucuna kadar gelip oradan bir adım öteye geçemeyen ne varsa. Varsın böyle olsunlar. İhtimallere yer yok yaşadığımız bu hikâyede. Sanılanın aksine, bir yanlış tüm doğruları götürüyor diye ezberledim ben. Hiç bu kadar güvensiz olmamıştım hayata karşı. Bir çocuk saflığında, temizliğinde sarılırdım her şeye rağmen hayata. Zayıf hayaller, malzemeden çalınmış binalar gibi sarsılarak yükselir oldu. Sağlam zeminlere oturmayan cümleler kurmaya başladım. Böyle olmazdı hiç, vakitlerden nisansa eğer.

   *      *      *      *      *      *      *      *      *

Sigara kokusunun üzerime, saçlarıma sinmesinden tiksindiğim kadar tiksindim şu ruhuma sinip iyice yerleşen ve yerini yadırgamadan, utanmadan işleyen arabesk tadında halden. Bu nisan, yağmurlarda kabuğunun içine kaçan damlayı inciye dönüştüren bir istiridye gibi kabuğumun içinde güzelliğiyle beni bile büyüleyen bir incim olsun isterdim. Ama bu nisan, dışarıda cennetten çalınma renklerle açarken çiçekler ben nisan’ın unuttuğu çocuğu gibi pencereden izleyeceğim olan biteni. Bu tada, bu kokuya, bu sese hasret kalacağım. Bu nisan sağır, kör, dilsiz bir yürekle dolaşacağım bir yılanın dişlerindeki zehirmişim gibi bana korkarak, tiksintiyle bakan sokakta.

Ben şimdi özlemle izliyorum hızla yollarına devam eden bulutları. Gel artık nisan. Ne güzeldir şimdi sende yaşamak baharı. Gülümseyişlerim çiçeklere gebe tomurcuk tomurcuk saçılır belki. Kanımda kelebekler uçuşur ve ben âşık olmuş gibi kıpır kıpır olurum yine. Belki damla damla birikir sevgi yağmurların gözlerimde. Gözlerimi çalar karları erimekte olan yüksek rakımlı dağların dorukları.

Ben şimdi korkuyla bakıyorum yağacak her bir sevgi damlasını taşıyan bulutlara. Gelme nisan, ben sana hasret kalayım. Uzaktan uzağa kendimce yaşayayım kendi baharımı. Bırak sinsin üzerime kömür kokusuyla kış. Hapsolayım kendi donukluğumda. Bu infaz benim. Bırak çekeyim cezamı. Bırak çaresiz kalayım, elim kolum bağlı. Vicdanım sızlar mutlu olursam eğer. Hasret kalınca daha güzel oluyor sanki yaşamak seni. Çağlayarak, çoğalarak, gürül gürül akmasın taze ermiş karların temiz suları üzerime. Gelme.
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !