iç makineleri

Uyuşmaya yetecek kadar uzunca bir süre yere paralel uzandıktan sonra hala net bir şey yoktu kafasında. Ölüyor muydu, yoksa sadece sanrı mıydı karnında hissettiği bıçak batıyormuş hissi? Bir şeyden emindi ama: korkmuyordu ölmekten. Daha önceleri nedendir bilinmez, çok düşünmüştü ölmesi durumunu.

Asla intihara meyilli biri değildi lakin çok sık planlıyordu ölümünü, cenazesini, sonunu… Güneşli bir günde olsun istiyordu, kalabalık ve görkemli. Bir şarkının, bir şiirin, bir kitabın sonu gibi hayatının da mükemmel şekilde noktalanmasını istiyordu içten içe. Bir kez köprüden geçerken atlamak istemişti; sırf hava çok güzel, manzara harika, keyfi yerinde ve kulaklığında çalan şarkı en sevdiğiydi diye. Bunlar olmalıydı hayata dair sonları. Zirvede bırakmak gibi. Düşünüyordu sadece. Çok düşünüyordu. zihninde sürekli bir tadilat hali. Durmuyordu iç makineleri.

Aniden kalkma ihtiyacı hissetti. Hayatında ani kararlar vermekten hep korkmuş biri olarak aniden kalmak bile gözlerine vurmuş, etrafını karartmıştı. Bir kağıt, bir kalem aradı kara bulutları dağılınca gözlerinin. Eski karısına bir mektup yazdı, zarfı kapadı, pulu yapıştırdı. Sonra onu da bundan önce yazdıkları gibi yırtıp çöpe attı. Asla yollamayacağını kendi de çok iyi biliyordu. Karısına ‘gitme’ diyememişti, ama kalmasını çok isterdi. Onunla güzeldi çünkü bütün şiirler, güneşli günler. Gittiğinden beri tek satır şiir okumamıştı. Bundandı kalbinin böylesine kararması.

Kendine gelince mutfağa gidip komşunun dün verdiği börekten bir parça ağzına attı. Kurumuştu biraz. Olsundu. En azından o kararlıydı.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !