Gül'e

Artık doğum günleri hüzünlendirir oldu beni. Böyle uzaktan uzağa, gülüşleri görmeden, sarılamadan olmuyor. Bana bir şeyler oldu gülüm. Çok duygusal, sulu göz oldum. Eskisinden daha çok ağlamaklıyım, daha çok özlüyorum.

Eskisinden daha çok özlüyorum bu aralar. Aralık’tan olsa gerek. Hâlbuki böyle miydi eskiden Aralıklar? Bizim için tatlı, güzel telaşlar; senin için hoş, meraklandırıcı heyecanlar vardı. O mavi gözlerinde kocaman bir gülümseme görebilmek için uğraşır, didinip dururdu herkes. Hala da herkes gözlerini parıldatmak, seni mutlu etmek için uğraşıyor ama tek bir farkla… Bu sefer gülen gözlerini göremeyeceğiz.

Düşünüyorum da kıymet bilmiyoruz. Yaşadığımız her kısacık anın kıymetini bilmeliyiz. Zaman nasıl da çabucak akıp gidiyor. Beraber gülüştüğümüz, konuştuğumuz, dertleştiğimiz, yeri gelip tartıştığımız o lise sıralarını o kadar özlüyorum ki kimse bilemez. Beraberken, yan yanayken üstesinden gelemeyeceğimiz sorun yoktu. Hayat daha çok severdi bizi. Bizse çok küstahtık ona karşı, boyun eğmezdik. İnatçıydık belki de. Yani başarırdır bir şekilde bir şeyleri. Ama şimdi burnumun ucuna dikilmiş koca bir dağ var. Önümü, ilerisini göremiyorum. Hayal kurmak istiyorum mesela. Eskisi kadar hayalperest değilim. Yapamıyorum. Uçamıyorum sahibi olduğum tek dünyada uzaklara. O dağ dikiliveriyor ve kanatlarımı yolmuşçasına yerle bir ediyor süzülen umutlarımı. Ya da ben hayattan çok şey beklemişim demek ki (:  Ben mesela, eskisi kadar zevk alamıyorum sevdiğim şeyleri yapmaktan. En sevdiğim yemeğin ne olduğunu unuttum. Yaşlılıktan olsa gerek (:

Bu gün Karabük yağmurluydu. Ben bütün gün Janis Joplin dinledim. Dolmuşta yolculuk yaptım. Dışarıda gezdim hatta biraz da olsa yağmurda ıslandım. Başka bir şehirde güzel sayılabilecek bir gündü. Ama yağmurun o buğulu grisi bu kadar mı yakışmaz bir yere. Ve bana çok acınası geldi insanların dolmuşta dışarıyı görebilmek için camı temizlememeleri. Hayattan beklentileri de burunlarının uçları kadar dar demek ki. Belki de bu şehirdir insanları böyle yapan. Bilemiyorum belki de bu şehir beni çok karamsar yaptı. Bilemiyorum neden bu kadar çok özlüyorum. Ama şunu bil ki canım, ben yalnız kaldığım bu şehirde her gün bir zamanlar aslında ne kadar da şanslı olduğumu düşünüp seviniyorum.

Aslında özlemekte haksız değilim. İmrenilecek gıpta edilecek dostluklarım vardı, canım gibilerim. Kimseyi sevemiyorum ki. Büyüyünce sevmeler de zorlaşıyormuş. Ama zaten sizin gibi olamaz kimse. (:

Bilmiyorum bir özlem daha başka nasıl anlatılabilir. Ama böyle işte. Ben seni çok özlüyorum merinosum. Özlüyorum zaten de en çok böyle günler de özlüyorum.

Lafı uzatmaya gerek yok: Doğum günün kutlu olsun deniz gözlüm. Hep mutlu ol, hep “gül” (:

 

Zaman düşer ellerimden yere
Oradan tahtaboşa
Saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya,
Resimler sarı güneşsizlikten, duygular değişir
Dostlar dağılır dört bir yana, kendi yollarına
Ve sen ben, değirmenlere karşı bile bile birer yitik
Savaşçı,
Akarız dereler gibi denizlere, belki de en güzeli böyle…
Uçurma uçar sözlüğümden, geri gelmeyecek bir kuş
Yaşanmamış kırıntılar sadece bir düş
Zaman düşer ellerimden yere
Oradan tahtaboşa
Saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya,
Ve sen ben, değirmenlere karşı bile bile birer yitik
Savaşçı,
Akarız dereler gibi denizlere, belki de en güzeli böyle…
sen ben, değirmenlere karşı bile bile birer yitik
Savaşçı,
Akarız dereler gibi denizlere, belki de en güzeli böyle…

Şebnem Ferah – Değirmenler (:
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !