Emel'e

 

Bunun daha çok bir mektup olmasını dilerdim. Bundan on yıl sonrasını yazdığım ve on yıl sonra okuman şartıyla sana verdiğim. Eminim sen merak edip açıp okurdun. Kim olsa okurdu. Ama biliyorum ki  anıların gibi onu da uzun yıllar saklardın; zihninin bir köşesinde, evinin bir köşesinde.

"Sevgili Emel" derdim belki ilk olarak. "Hala hatırlıyorken yazmak en güzeli".  En doğru şeyleri en iyi şekilde yazmak için her kelimeden önce defalarca düşünürdüm. Silip silip baştan alırdım belki kaç hatırayı, kaç gökyüzünü, kaç sabahlanan geceyi. Sonra karar verirdim: "biraz geriden almalı". Hala hatırlıyorken unutamadığım şeyleri daha sonra da hatırlamak için, benim unutamadıklarımı sen de unutma diye başlardım anlatmaya:

-(05.12.11)-                                                                                                                                                          "Çok bunaldım Emel, bunları sana bıkmış bir ben yazıyor. Mutlu şarkılar dinleyemez oldum. Aslında en güzeli senin gibi olmak: umursamamak hiçbir şeyi. 'Bu gün seni özlemiş bir ben var, bu gün senin gibi olmayı isteyen bir ben var. O zaman senin için söylesin bu gün Ville'. Hayat zor Emel, insanlara güvenme. Bizler ufak mutluluklarla yetinecekken, ne çok acı var."

-Sanki hissetmişçesine aynı duygularla boğuşan bir cevap, içeriğinden çok gönderilmesine şaşırılan bir cevap. -

Sen belki hatırlamazdın ya da hatırlasan bile ben yine de anlatırdım sana yazdıklarımı. Zamanın eskitmesinden korkan bir arkadaş edasıyla onca yıl sonra bile aynı heyecanı görmek için gözlerine bakardım. Tanıdık bir bakış, duygu arardım. "Hayat ne kadar kısa" derdik emin bir ifadeyle.

Belki tavsiyeler verirdim sonra ya da teşekkürlerim olurdu zor anlarımda yanımda olduğun için. Kendi sıkıntını unutup o an tamamen benim için çaba sarf ettiğin için.

"Şairin aksine bence 'sahilin mutlulukla bir alakası olmalı'. Akşam üzeriyse, güneş batmak üzereyse... Bunun mutlulukla bir ilgisi mutlaka vardır. Gözlerini kapa ve sadece hayal et. Bana güven her şey bir dilekmişçesine, duaymışçasına gerçek oluyor, renkler bile aynı. Sakın unutma 'Kelebekler Vadisi'ne' git. Sakın unutma 'uzun ve yalnız yürüyüşler yap'. Sakın unutma Emel, seni mutlu eden neyse onu yapmaktan vazgeçme. "

Bence hüzünlenirdik bunları okurken, ben olsam tekrar tekrar okurdum mesela. Gözlerim dolardı. Bunları yazarken hissettiklerim bile alır götürürdü aklımı başımdan. Anılar hep hüzünlüdür. Geçmiştir çünkü. Geri dönüşü olmaz. Silinir, buğulanır, güneşsizlikten sararır, üzeri tozlanır... Velhasıl kelam unutulur en nihayetinde. "Hatırlamıyorum." dünyanın en mahcup cümlesidir bu yüzden. Biz hatırlardık ama; belki isimleri değil, yerleri değil, renkleri-şekilleri değil ama olayları hatırlardık ve bu da yeterdi dudağımıza buruk bir tebessüm bırakmaya.

Hatırlamak fiiliyle ciddi problemleri olan bir arkadaşının sana en içten dileği "Sakın Unutma!" olurdu. Ben de unutmak istemeyeceklerimizi yazardım işte. Teşekkürlerimi, iyi kilerimi ve keşkelerimi yazardım. Bir köşesine küçük güzel bir gemi çizerdim, bunu da daha sonraki güzel ve güneşli günlerimizden birinde gülümsemek için saklardım.

Sana öyle bir mektup yazardım ki Emel, kelimelerin anlatmaya gücünün yetmeyeceği duygularla dolu olurdu. Geçmişe dönüp bir bakardın, iç çekişleriyle. Sonra ileriye dönüp yorum yapardın, sende kalan izlerle...

"Ne güzeldir şimdi Emel, hala hatırlıyorken gülümseyebilmek. " Doğum günün kutlu olsun Bavli. Sen hep hatırla, sen hep gülümse... Ve bir gün hatıralarınla ilgili şüpheye düşersen: Sakın unutma, Sammy Jankis'i hatırla!

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !