BENİM DE CÜMLELERİM VAR

 

Düşündüm de ne kadar zamandır yazmıyorum. Yazmıyoruz. Bu özlemle söylenen bir cümlenin ardından bana yalnızlaştığımızı da hatırlattı. Konuşmuyoruz, yalnızız.

                            

Duygularımızı hapsetmek istercesine bir kaçıştayız. Neyden kaçtığımızı bile bilmiyoruz. Öyle farklılaştık ki, artık bir bebeğin, ilk kez meyve yiyen bir bebeğin, yüzündeki şaşkınlıkla karışık büyülenmiş mutluluğunu andıran tatminkârlık ancak böyle ucuz edebi cümlelerde zoraki bir kullanım için inatla yazılan bir betimle gibi bayağı durabilir. Dil kemiğimiz olsa ancak bu kadar zorlanırdık ifade etmekte bir şeyleri. Ancak bu kadar yabancılaşabilirdik birbirimizden.

 

Peki, ama neden? Yeni yetme, burnu havada, kendini Hint kumaşı sanan bir çağın getirdiği vıcık vıcık, yapışkan teknoloji yüzünden mi? Bize aşıladığı, bir virüsten daha hastalıklı ve daha bulaşıcı hantallıktan mı? İnsanoğlu bu kadar basit işte. Asla büyümeyecek bir çocuk gibi verilen şekere, rengine aldanıp sonunu düşünmeden ve hatta çoğunlukla hiç düşünmeden kendi aciz duygularına ve sadece insanlığa özgü düşüncelerine yenik düşerek kanıp her defasında daha da uzaklaşıyor. Ama bir sonrakinde daha hırslı. Ve bir sonrakinde daha da... Ve daha… bu kısır döngü içinde kuyruğunu yakalamaya çalışan bir köpekten farksız ve pes etmeden aynı tek düzeliğinde ve zamanın kapısından geçmişçesine ağır ağır ilerleyen bir saatin yoruculuğunda sıkışıp kalmış duygularımız, en güzel cümlelerimiz. Ben ki hep en değerli şeylerimin cümlelerim olduğunu söylerdim. Bilemedim beni terk edebileceklerini. Bunu fark ettiğimde, bundan daha da ağır bir farkındalık omuzlarıma tüm gücüyle bastırdı, yükünü verdi ve beni beklemediğim bir şekilde yerle bir etti. Kağıdı özlemek… kalemi özlemek… yazdığım ve yazacağımı düşündüğüm her cümleyi tek tek özlemek…

 

Kılıf uydurmak istercesine bir anda fırlayıvermiş bir cümlenin arkasına saklanmışız. “vaktim yok.”. konuşmak için bile vaktimiz yok. Evet öyle. Yazdığım günler ne güzeldi. Kendimi rahatlamış hissediyordum. Su içmiş gibi ferahtı içim. Aslında vaktim hep varmış mesela. Ben göremiyormuşum. Bunu anladım. Ve başladım tekrardan konuşturmaya bildiğim her harfi. Ben bir gittikçe, onlar on geldi bana doğru. Çok özlemişçesine koşar gibi. Oluk oluk akan, gürleyerek taşıp gelen bir ırmak gibi doldu hepsi yüreğime. Sırası gelince tek tek çıkıp saklandıkları yerden etrafı aydınlatmak için beklemek üzere.

 

Eski bir dostla sıkı sıkıya sarılır gibi kenetlendim cümlelerime. En sevdiğim şarkı gibi sıcak, samimi, içten, benden ama ilk kez görüyormuşum gibi donuklardı. Fark ettim ki büyümüşüm. Ne onlar bıraktığım gibilerdi, ne ben onların beni bıraktığı zamanki kişiydim. Onlar da ben de ne çok şey görmüş, ne çok şey öğrenmiştik. İşte bu yüzden daha da sarıldım onlara. Bu sonradan görme zamanlarda ne kadar ihtiyaç duymuşum yazmaya… evet. Şimdi rahatım. Su içmiş gibi.

 

Ve başladım tekrardan konuşturmaya bildiğim her harfi. Ben bir gittikçe, onlar on geldi bana doğru. Çok özlemişçesine koşar gibi. Oluk oluk akan, gürleyerek taşıp gelen bir ırmak gibi doldu hepsi yüreğime. Şimdi kalbim karıncalanıyor, karnımda kelebekler. Ben aşık olmuş gibi heyecanlıyım. Benim de söyleyecek cümlelerim var.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !