Afra'ya..

 

Her zaman olduğu gibi yine sen duyguları kelimelere dökmenin ne kadar zor olduğunu en iyi bilensin. Sana yazılmış onca cümlelere rağmen hala bendeki seni sana gösterememiş olduğumun farkındasın. Ama ben her aynaya baktığımda seni, siyah gözlerindeki ışıltıyı görüyorum, adımlarımı sen hep yanımdaymışçasına atıyorum. Ve artık o kadar bendesin ki, bir şeye karar vereceğimde, bir söze ihtiyaç duyduğumda senin ne yorum yapacağını kestirebiliyorum. “Afra olsaydı böyle derdi” diyorum. Ama yine de sana ihtiyaç duyuyorum be zeytin gözlüm.

           

Sana zeytin gözlüm dedim daha gözlerim açılmamışken. Çocuk saflığımla sevdim seni. İçimde sen hala o çocuğun sevgisiyle besleniyorsun ve git gide büyüyorsun. Bir çocuğun iki kolunu açıp “işteee bu kaddaaar” demesi kadar samimi ve gerçekten de “işte o kadar” sevdim seni. Ve seni sevmek ekmek gibi, su gibi, nimet gibi bir şey oldu bende. Sensiz tutunamam, yürüyemem, göremem. İşte bu kadarsın içimde bir tanem.

 

Çocukken yaptıklarımız geliyor aklıma zaman zaman. Bazıları gülümsetiyor, bazıları buruk bir tebessüm bırakıyor dudaklarımda, hüzünleniyorum bazen ve çoğunlukla iyi ki diyorum. Düşün ki sen bana anılarımı vermişsin, hangi tozlu sayfayı açsam sen… ben kalkmış sana sadece cümlelerimi vermeye çalışıyorum çok mu?

 

Kader denen bu olsa gerek. Bir saati sormak insanın hayatını bu denli cennet bahçesine dönüştürür mü? (: ben hala düşündükçe gülümsüyorum gözlerim doluyor ve iyi ki diyorum (: senin kıvırcık saçların arasından parıldayan siyah gözlerin geliyor gözlerimin önüne, çocukça tebessümlerimiz.. kendimi bir an o çocuk halimdeymişim sanıyorum devam edecekmişiz gibi konuşmamıza… sonra kendimi dalıp gitmiş gözleri dolmuş dudakları tebessümle bükülmüş halde buluyorum (:

 

O kadar geriye gitmemize gerek yok. Şimdi bile keşke yanımda olsa diyorum. Afra ne der acaba diyorum. Ama bu ayrılık beni çok üzmüyor. Biliyorum ki sen yine nerede olursan ol benim en yakınımdakisin. Hep benimlesin, benim seninle olduğum gibi. Kalbimi ferahlatacak olan, bana akıl verecek olan yine sensin. Sen küçük bir çocuğun pamuk şekere olan özlemi gibi doluyorsun içimde. Çoğalarak, çağlayarak, artarak gelip taşıyorsun. Hasret hiç bu kadar emin olmamıştı kendinden bende. Durup durup seni düşünüyorum, kendi kendime seninle konuşuyorum. Ama sonunda kavuşma olacağını iyi bilerek rahatlıyorum. Sen belki o inci tanelerini kara gözlerinden yuvarlamış, yine damla damla ağlamaya başlamışsındır. Ama ağlama tam burada bir tebessüm kondur yüzüne ve benim yaptığım gibi hayal et kavuştuğumuz günü.

 

Büyüdük Afra’m. Tıpkı bu gün olduğu gibi. Git gide bir çentik atıyoruz dünyaya. Ama ben geriye dönüp baktığımda seni görüyorum, bir aynaya bakar gibi bakıyorum sana. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Artık gözlüklerim yok (:  artık gözlüklerin var.. (: hayat değişiyor. Zaman  karşımıza yeni yeni kapılar çıkarıyor. Değişmeyen tek şeyse benim seni tanıdığımda seni ne kadar seviyorsam şimdi de aynı o kadar sevdiğim. Aynı çocuk mutluluğunda. İyi ki varsın (: ..

 

Biliyor musun? sen su gibisin.

Belli bir tadın yok, ama her şeyin tadında varsın. Her tada tadı veren sensin. Sen tatsın, tuzsun. Aşsın, karın tokluğuna hasret kalıyorum senin sesinle hayat bulan sözcüklere.

Hiçbir şey gibi kokmuyorsun. Ama aslında her şey sen kokuyor. Yağmur sonrası toprak kokusu gibi. Deniz gibi. Tuzlu ama arındırırcasına yakan ve çektikçe daha da müptelası olunan bir koku. Vazgeçilmeyen, özlenen, onsuz olmayan.  Kabına sığmıyorsun ama sakin sakin akıp gidiyorsun. Sessizce fısıldıyorsun kulaklarımıza çok sevdiğimiz şarkıları. Öyle bir sesin var ki aktıkça huzur veriyor duymak isteyene. Bazen yağmur olup yağıyorsun üzerimize. Hani çok şükür derler ya, “bereket ki…” diye, işte “bereket (çok şükür), bereket gibi yağıyorsun” damla damla. Çok şükür diyoruz, şükrediyoruz varlığına, “iyi ki”yle başlayan cümleler kuruyoruz içinde sen geçen. Yokluğunda el açıp Mevla’ya, yalvarıyoruz “sen” diye. Yokluğun korkutuyor. Sen süzülüp inerken tane tane toprak dört gözle bekliyor gelişini. Sonra sen buğday oluyorsun, nimet gibi. Yeşeriyorsun çiçek olup. Gülümsetiyorsun bizleri. Sıcak günlerin harareti gibi, su içtikçe içer gibi vazgeçilmez oluyor sohbetlerin.

 

En sevdiğim renk suyun rengi diyorum ben de. Hiçbir rengin yok. Ama her şeyin rengi var sende. Her renk daha berrak suda, daha canlı, daha doygun. Güneşe rengini veren bile sensin. Bir damlanla açığa çıkıyor ebem kuşağı.

 

Yani sen her şeysin işte. İyi ki’yle başlayan cümlelerimin öznesisin. Mesela ödevini Pazar gecesine bırakmanın verdiği heyecan, telaşla Cuma gününden yapmanın rahatlığı yine sen.

 

Ben mi? Bana pek bir şey düşmüyor bu hikayede. Sen her şeyi o kıvırcık saçlarının altında kalan omuzlarına yüklenmiş ikimiz için de hatta hepimiz için de taşıyorsun. Banaysa sana iyi ki varsın demek düşüyor. (:

 

İyi ki varsın bir tanem. Doğum günün kutlu olsun. Nice mutlu güzel yıllara (: senin için duygulanmış ağlıyor diyorlar. Ağlama. Gülümse hepimiz için (: öpüyorum.. (:

 

- 6 Kasım Afra'ydı, Afra 6 Kasım'daydı.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !